Danışandan hız alan terapi nedir ?

Sena

New member
Terapi Odasında Neler Olur? Bir Örnek Üzerinden İnceleyelim

Diyelim ki 34 yaşındaki Murat, sürekli ertelediği işler yüzünden kendisini başarısız hissediyor. İş yerinde sorumlulukları artmış, evde ailesine yeterince zaman ayıramadığını düşünüyor. Kendisine göre hayatı tamamen kontrolden çıkmış durumda.

İlk görüşmede terapist, Murat'ın bütün sorunlarını bir liste hâlinde sıralamasını istemekle yetinmeyebilir. Önce onun nasıl bir değişim istediğini anlamaya çalışabilir.

"Terapi sonunda hayatınızda neyin farklı olmasını isterdiniz?" sorusu, genel bir yakınmayı daha somut bir hedefe dönüştürebilir.

Murat, "Her şeyi yetiştirmek istiyorum" diyebilir. Terapist ise bunun günlük hayatta nasıl görüneceğini araştırabilir.

"Biraz daha dengeli bir gün geçirdiğinizi nasıl anlarsınız?"

Murat şöyle cevap verebilir: "İşe geldiğimde ilk yarım saatimi e-postalara harcamam. En önemli görevimi bitiririm. Akşam eve gittiğimde de telefonumu bir süre kenara bırakırım."

Artık ortada gözlemlenebilir hedefler vardır. Bunlar küçük olabilir ama uygulanabilir olmaları önemlidir.

Terapist daha sonra istisnaları araştırabilir: "Geçen hafta bunları yapabildiğiniz bir gün oldu mu? O gün ne farklıydı?"

Murat, pazartesi sabahı toplantıdan önce telefonunu sessize aldığını ve önemli raporunu tamamladığını hatırlayabilir. Böylece daha önce işe yaramış bir davranışı yeniden kullanma ihtimalini keşfeder.

Bu örnek, danışanın bütün sorunlarının birkaç soruyla çözüleceği anlamına gelmez. Amaç, kişinin kendi yaşamında değişimi mümkün kılan koşulları tanımasına yardımcı olmaktır.

Mucize Sorusu: Bir Sabah Uyansanız ve Sorun Azalmış Olsa...

Çözüm odaklı kısa süreli terapinin bilinen tekniklerinden biri mucize sorusudur. Adı biraz iddialı gelebilir. İnsan ilk duyduğunda terapistin odadan bir tavşan çıkaracağını veya bütün sorunları sihirli değnekle ortadan kaldıracağını düşünebilir. Ne yazık ki terapistlerin çekmecesinde böyle bir değnek bulunmuyor.

Tekniğin amacı, danışanın tercih ettiği geleceği somutlaştırmasına yardımcı olmaktır.

Terapist kabaca şöyle sorabilir:

"Bu gece siz uyurken, sizi buraya getiren sorunun çözüldüğünü varsayalım. Siz uyuduğunuz için değişimin gerçekleştiğini fark etmiyorsunuz. Sabah uyandığınızda, bir şeylerin farklılaştığını size ilk olarak ne gösterirdi?"

Danışan şöyle diyebilir: "Sabah alarmı ertelemezdim. Kalkıp kahvaltımı yapardım. İşe giderken sürekli kötü şeyler düşünmezdim."

Bu cevap, yalnızca bir dilek değildir. Kişinin ulaşmak istediği hayatın günlük belirtilerini ortaya çıkarır.

Bir başka danışan için değişim, eşinin kendisini daha dikkatli dinlemesi olabilir. Bir genç için sınıfta söz alırken daha az korkmak, emekli bir kişi içinse arkadaşlarıyla yeniden görüşmeye başlamak anlamına gelebilir.

Herkesin mucizesi farklıdır. Önemli olan, hedefin terapistin beklentisine değil danışanın kendi ihtiyaçlarına dayanmasıdır.

Ölçek Soruları: Hayatımızı On Üzerinden Kaç Verirdik?

Bazen duygularımızı kelimelere dökmek zordur. "Kendimi biraz daha iyi hissediyorum" deriz ama neyin değiştiğini açıklamakta zorlanırız.

Ölçek soruları bu noktada işe yarayabilir.

Terapist, sıfırın kendisini en kötü hissettiği noktayı, onun ise ulaşmak istediği durumu temsil ettiği bir ölçek düşünmesini isteyebilir. Ardından, "Bugün kendinizi bu ölçekte kaçta görüyorsunuz?" diye sorabilir.

Diyelim ki danışan kendisine dört puan verdi.

"Bu puanın üç değil de dört olmasını sağlayan nedir?" sorusu, kişinin zaten sahip olduğu kaynakları fark etmesine yardımcı olabilir.

Belki danışan düzenli yürüyüş yapıyordur. Belki güvendiği bir arkadaşı vardır. Belki zorlandığı hâlde işine devam edebiliyordur. Bu ayrıntılar, kişinin yalnızca eksiklerine odaklanmasını engelleyebilir.

Sonra başka bir soru gelir: "Dört puandan beş puana çıkmanız için neyin değişmesi gerekir?"

Cevap çok küçük bir adım olabilir. Örneğin, haftada bir kez arkadaşlarıyla buluşmak veya her akşam on dakika kendine zaman ayırmak.

Buradaki amaç hayatı puanlara indirgemek değildir. Ölçek, değişimi konuşmayı kolaylaştıran bir araçtır; bilimsel bir tanı testi veya kişinin ruh sağlığını tek başına ölçen kesin bir değerlendirme değildir.

Danışan Merkezli Terapi ile Çözüm Odaklı Terapi Aynı Şey mi?

Bu iki yaklaşımın ortak noktaları bulunsa da aralarında önemli farklılıklar vardır.

Carl Rogers'ın geliştirdiği danışan merkezli terapi, kişinin kendi deneyimini anlamasına, kendisini daha özgür biçimde ifade etmesine ve kişisel gelişimine önem verir. Terapötik ilişkide empati, koşulsuz olumlu kabul ve içtenlik temel kavramlardır.

Bu yaklaşımda terapistin görevi, danışana ne hissetmesi veya nasıl yaşaması gerektiğini söylemek değildir. Danışanın kendisini yargılanmadan ifade edebileceği güvenli bir ilişki kurmak ön plandadır.

Çözüm odaklı kısa süreli terapi ise özellikle danışanın ulaşmak istediği geleceği, güçlü yönlerini, işe yarayan deneyimlerini ve küçük değişim adımlarını araştırır.

Örneğin, uzun süredir kendisini değersiz hisseden bir danışan düşünelim. Danışan merkezli yaklaşımda, kişinin duygularını anlaması ve deneyimlerini güvenli bir ortamda keşfetmesi ön planda olabilir. Çözüm odaklı yaklaşımda ise kişinin kendisini biraz daha değerli hissettiği zamanların nelerle ilişkili olduğu ve bu deneyimlerin nasıl çoğaltılabileceği araştırılabilir.

Bunlar katı kurallar değildir. Gerçek terapi süreçleri, danışanın ihtiyaçlarına ve terapistin eğitimine göre farklılaşabilir. Ayrıca her iki yaklaşımın da kendi kuramsal temelleri vardır; birini diğerinin farklı isimle söylenmiş hâli olarak görmek doğru olmaz.

Peki, Bilimsel Araştırmalar Ne Söylüyor?

Bir terapi yaklaşımını değerlendirirken yalnızca kişisel hikâyelere veya sosyal medyada paylaşılan olumlu yorumlara bakmak yeterli değildir. Araştırmaların neyi ölçtüğünü, hangi grupları incelediğini ve bulguların ne kadar güvenilir olduğunu da değerlendirmek gerekir.

2024 yılında Clinical Psychology Review dergisinde yayımlanan bir meta-analiz, çözüm odaklı kısa süreli terapiyle ilgili 72 çalışmayı ve 489 etki büyüklüğünü incelemiştir. Araştırmacılar, farklı psikososyal sonuçlarda olumlu etkiler bildirmiştir. Bununla birlikte sonuçların klinik ve klinik olmayan gruplara, karşılaştırma koşullarına ve danışan gruplarına göre değiştiği görülmüştür.

Aynı yıl yayımlanan bir şemsiye derleme de 25 sistematik derlemeyi, bunların içinde yer alan 15 meta-analizle birlikte değerlendirmiş ve çözüm odaklı terapinin çeşitli sorun alanlarında olumlu sonuçlarla ilişkili olduğunu bildirmiştir. Özellikle yetişkinlerde depresyon, genel ruh sağlığı ve kişisel hedeflere yönelik ilerleme konusunda umut verici bulgular aktarılmıştır.

Bununla birlikte, olumlu araştırma sonuçları her danışanın aynı ölçüde fayda göreceği veya her sorunun kısa sürede çözüleceği anlamına gelmez. Araştırmaların yöntemleri, örneklem büyüklükleri, uygulama koşulları ve karşılaştırılan tedaviler sonuçların yorumlanmasında önemlidir.
 
Üst