Ekmek Elden Su Gölden bir deyim mi ?

Elifnur

Global Mod
Global Mod
[HEADING=1]Ekmek Elden Su Gölden Bir Deyim mi? Bir Köyün Hikâyesinde Emek, Dayanışma ve Hayatın Gerçekleri[/HEADING]
Ekmek Elden Su Gölden Bir Deyim mi?

Arkadaşlar, bugün sizlerle hem bir deyimin anlamını hem de insanın hayata bakışını sorgulatan bir hikâye paylaşmak istiyorum. Bazen günlük konuşmalarımızda kullandığımız birkaç kelimenin arkasında koca bir hayat felsefesi saklıdır. “Ekmek elden su gölden” sözü de bana hep böyle gelmiştir. İlk duyduğumuzda insanın çalışmadan, yorulmadan, başkalarının imkânlarıyla rahat yaşamasını anlatıyor gibi görünür. Peki, gerçekten her durumda tembelliği mi anlatır? Ya da insanın kendi emeğiyle kurduğu hayatın değerini mi hatırlatır?

Bu soruların cevabını ararken sizi küçük bir Anadolu köyüne götürmek istiyorum. Hikâyemizde bir değirmen, kuraklıkla mücadele eden bir köy, birbirinden farklı düşüncelere sahip insanlar ve sonunda herkesin kendine göre bir ders çıkarabileceği bir olay var. Gelin, hikâyeye birlikte bakalım.

1. Bölüm: Güneşin Erken Doğduğu Köy

Anadolu'nun ortasında, iki tepenin arasına kurulmuş, evlerinin duvarları yazın sıcağını, kışın ayazını içine çeken küçük bir köy vardı. Köyün adı Gökpınar'dı. Bu köyde insanlar sabah ezanıyla uyanır, hayvanlarını besler, tarlalarına gider ve akşam olduğunda kapılarının önünde oturup günün yorgunluğunu konuşurlardı.

Köyün en önemli geçim kaynağı buğdaydı. Her evin önünde birkaç çuval un, her mutfakta ekmek kokusu, her sofrada da paylaşılacak bir lokma bulunurdu. Ancak son üç yıldır yağmurlar azalmış, kuyuların suyu çekilmiş, tarlaların verimi düşmüştü. Eskiden bereketin simgesi olan bu topraklar, artık insanlara sabrın ne demek olduğunu öğretiyordu.

Köyde yaşayan Murat, genç yaşına rağmen hesap kitap işlerinde oldukça başarılı biriydi. Babasından kalan küçük tarlayı işletiyor, her sezon için ayrı bir plan hazırlıyordu. Hangi tarlaya ne ekileceğini, ne kadar tohum gerektiğini ve hasat sonunda elde edilen ürünün nasıl değerlendirileceğini önceden düşünürdü.

Eşi Elif ise köyün kadınlarıyla birlikte üretim yapan, ihtiyaç sahiplerine yardım eden ve insanların birbirleriyle kurdukları ilişkileri önemseyen biriydi. Yalnızca kendi evinin mutfağını değil, komşularının da durumunu takip ederdi. Birinin çocuğu hastalansa yemek götürür, bir başkası üzüntülü olsa yanına oturup onu dinlerdi.

Murat ile Elif'in farklı yaklaşımları zaman zaman tartışmalara neden olsa da ikisi de aynı şeyi istiyordu: Ailelerinin güvende olması ve köyün ayakta kalması.

Bir akşam Murat, hesap defterini kapatıp derin bir nefes aldı.

“Bu gidişle gelecek yıl tohumluk buğdayı bile zor ayıracağız,” dedi. “Bir çözüm bulmamız gerekiyor.”

Elif pencerenin önünden dışarı baktı. Komşularının evinden yükselen ince dumanı izledi.

“Çözüm bulacağız,” diye karşılık verdi. “Ama yalnızca kendi tarlamızı kurtarmaya çalışırsak köyün geri kalanı ne olacak?”

Murat cevap vermedi. Çünkü haklı bir soruyla karşı karşıyaydı.

2. Bölüm: Köye Gelen Yabancı ve Dilden Dile Dolaşan Deyim

Bir gün köye, İstanbul'da yıllarca çalıştıktan sonra memleketine dönen Cemil adında bir adam geldi. Köyün eski değirmenini satın almış, burayı yeniden işletmek istediğini söylemişti. Yanında büyük vaatler getirmişti. Değirmeni onaracak, çevre köylerden buğday alacak ve insanlara iş imkânı sağlayacaktı.

İlk zamanlarda herkes Cemil'i konuşuyordu. Bazıları onun girişimci ruhunu takdir ediyor, bazıları ise bu kadar kısa sürede zenginleşmesinin nasıl mümkün olduğunu merak ediyordu.

Cemil'in yanında çalışan gençlerden biri olan Ferhat ise günlerini değirmenin gölgesinde geçiriyordu. İşler yoğun olduğunda ortalıkta görünmüyor, işler sakinleştiğinde başkalarının sofrasına oturuyordu. Köylülerden biri ona neden düzenli çalışmadığını sorduğunda gülerek şu cevabı veriyordu:

“Ne yapayım abi? Ekmek elden, su gölden! Dünya zaten gelip geçici.”

Bu söz kısa sürede köyde yayıldı. Kimi gülerek tekrarladı, kimi de Ferhat'ı eleştirdi.

İşte burada küçük bir dil bilgisi notu düşelim: “Ekmek elden, su gölden” Türkçede kullanılan bir deyimdir. Genellikle kişinin geçimini kendi emeğiyle sağlamadan, ihtiyaçlarını başkalarının imkânlarıyla karşılamasını ve rahat bir yaşam sürmesini anlatır. Çoğu zaman eleştirel, alaycı veya hafif sitemli bir anlam taşır. Ancak sözün kullanıldığı bağlam önemlidir; başkasından destek alan herkesin tembel olduğu sonucuna varmak doğru değildir.

Türkçede deyimler, toplumların gündelik yaşamından, ekonomik koşullarından, alışkanlıklarından ve ortak gözlemlerinden beslenir. Ekmek, tarih boyunca temel besinlerden biri olduğu için Türk kültüründe yalnızca yiyecek değil, geçim ve emek kavramlarıyla da ilişkilendirilmiştir. Su ise yaşamın devamlılığını simgeler. Bu iki temel ihtiyacın başkasının eliyle karşılanması, deyimde hazır imkânlarla yaşama düşüncesini güçlendirir.

Fakat Gökpınar'da asıl mesele, bu sözün kimin için ve hangi koşullarda söylendiğiydi.

3. Bölüm: Murat'ın Hesabı, Elif'in Gördüğü Gerçek

Murat, değirmenin yeniden çalışmaya başlamasını köy için önemli bir fırsat olarak görüyordu. Ona göre doğru bir plan hazırlanırsa köylüler ürünlerini daha az maliyetle öğütebilir, unlarını daha iyi değerlendirebilir ve ortak bir satış ağı kurabilirdi.

Bir akşam birkaç köylüyü kahvede topladı. Yanında defteri, kalemi ve hazırladığı hesaplar vardı.

“Bakın,” dedi, “her aile elindeki buğdayın küçük bir bölümünü ortak fona ayırırsa değirmenin onarımı için gerekli parayı toplayabiliriz. Sonra ürünümüzü birlikte satar, kazancımızı katkımız oranında paylaşırız.”

Köylülerden bazıları bu düşünceyi beğendi. Bazıları ise ellerindeki az miktardaki ürünü kaybetmekten korkuyordu.

Tam o sırada Elif konuşmaya başladı.

“Plan güzel, ama bir şeyi unutuyoruz. Bu yıl tarlası hiç ürün vermeyen aileler de var. Onlardan aynı miktarda katkı beklersek daha baştan dışarıda kalırlar. Önce kimin neye ihtiyacı olduğunu belirlemeliyiz.”

Murat biraz düşündü.

“Peki, katkı miktarını herkesin imkânına göre belirleyelim. Ama kim ne kadar katkı sağlıyor, hangi masraflar yapılıyor, bunların hepsi kayıt altında olsun.”

Elif gülümsedi.

“İşte şimdi birbirimizi anlıyoruz. Güven olmadan dayanışma uzun sürmez. Ama yalnızca iyi niyetle de değirmen çalışmaz.”

Bu konuşmada iki farklı yaklaşım birbirini tamamlıyordu. Murat hesaplama, planlama ve kaynakların verimli kullanılması üzerinde duruyordu. Elif ise insanların koşullarını, güven ilişkilerini ve ortak kararların herkese nasıl yansıyacağını düşünüyordu.

Bu durum, erkeklerin her zaman çözüm odaklı, kadınların ise daima duygusal olduğu gibi basit bir ayrımı da sorgulatıyordu. Murat'ın planı, insanların ihtiyaçlarını dikkate almadığında eksik kalıyordu. Elif'in dayanışma önerisi de hesap verebilirlik ve uygulanabilir bir düzen olmadan başarıya ulaşamayabilirdi.

Üstelik köyde bunun tam tersini gösteren örnekler de vardı. Murat'ın kız kardeşi Zeynep, yıllardır aile bütçesini yönetiyor, ürün fiyatlarını takip ediyor ve alışverişte pazarlık yaparken herkesten daha stratejik davranıyordu. Elif'in kardeşi Hasan ise yaşlı komşularının ihtiyaçlarını takip ediyor, hastalanan çocukların ailelerine yardım ediyor ve kimsenin kendisini yalnız hissetmemesi için çaba gösteriyordu.
 
Üst