Peygamberimizi öldüğünde kim yıkadı ?

Elifnur

Global Mod
Global Mod
Sonunda insanı uğurlayanlar, ona duyulan saygı ve yapılan dua olur.

Kefenleme İşlemi de Nasıl Gerçekleşti?

Yıkama tamamlandıktan sonra Hz. Peygamber üç parça beyaz bezle kefenlenmiştir.

Diyanet’in Hadislerle İslâm çalışmasında, kefen parçalarının içinde gömlek ve başlık bulunmadığı aktarılır. Diyanet Hadislerle İslam

Burada da insanın zihnini düşündüren bir ayrıntı var.

Hayatının en büyük kısmında insanların örnek aldığı, peşinden gittiği ve saygı gösterdiği bir insan...

Sonunda herkes gibi kefenleniyor.

Bu, İslâm’ın ölüm karşısındaki insanî eşitlik anlayışını düşünmek açısından oldukça çarpıcıdır.

Dünyada “Ben kimim?” sorusuna verilen cevaplar ölüm karşısında değişiyor.

“Ben zenginim.”

“Ben güçlüyüm.”

“Ben yöneticiyim.”

“Ben meşhurum.”

“Ben önemli biriyim.”

Hepsi bir noktada susuyor.

Geriye insan kalıyor.

Peki Cenaze Namazını Kim Kıldırdı?

Burada da ilginç bir ayrıntı bulunuyor.

Hz. Peygamber’in cenaze namazı için tek bir imamın öne geçmediği aktarılır. İnsanlar gruplar halinde gelip cenaze namazını kılmışlardır. Önce erkekler, ardından kadınlar ve çocuklar gruplar halinde namaza katılmıştır. Diyanet Hadislerle İslam

Bu ayrıntı, olayın ne kadar farklı bir atmosferde gerçekleştiğini gösteriyor.

Bugün alışık olduğumuz biçimde “imam öne geçsin, cemaat arkasında saf olsun” şeklinde standart bir düzen düşünmek yerine, insanların ayrı ayrı gelip Allah Resûlü’ne karşı son görevlerini yerine getirdiği bir tablo söz konusudur.

Sanki Medine halkı “Son bir kez yanına gidelim” demiş gibidir.

Ve aslında bu, cenazenin sadece fiziksel bir uğurlama olmadığını da gösteriyor.

İnsanlar orada bir vedalaşma yaşıyor.

Şükrân’ın Hikâyesi: Sadece Yardımcı Değil, Vefalı Bir Dost

Konunun az bilinen isimlerinden biri Şükrân’dır.

Şükrân, Peygamberimizin yanında bulunmuş ve onun hizmetinde yer almış kimselerdendir. Diyanet tarafından yayımlanan bir çalışmada, Şükrân’ın Peygamberimizin vefatından sonra cenaze ve defin işlemlerinin çeşitli aşamalarında görev aldığı ve onun cenazesini yıkayan kişiler arasında bulunduğu aktarılır. Web Dosyası

Bu ayrıntı bize önemli bir şey söylüyor:

Peygamberimizin çevresindeki insanlar yalnızca toplumdaki statülerine göre değil, yakınlıklarına, güven ilişkilerine ve sadakatlerine göre de bu son vazifeye dahil olmuşlardı.

Bu açıdan Şükrân’ın hikâyesi oldukça etkileyici.

Çünkü bazen tarih kitaplarında büyük isimlere bakarken sessizce görev yapan insanları kaçırıyoruz.

Oysa bir tarihî olayın gerçek dokusu çoğu zaman tam da bu insanlarda saklıdır.

Peki Neden Bazı Kaynaklarda İsimler Farklı?

Burada önemli bir E-E-A-T meselesine, yani güvenilir bilgi kullanma konusuna geliyoruz.

İnternette bir kaynak “Hz. Ali yıkadı” derken başka bir kaynak “Hz. Ali, Fadl, Üsâme ve Abbas vardı” diyebilir.

Bu mutlaka kaynaklardan birinin yanlış olduğu anlamına gelmez.

Hadis, siyer ve tarih kaynaklarında aynı olayın farklı ayrıntılarla nakledilmesi mümkündür. Nitekim Diyanet tarafından yayımlanan bir siyer çalışmasında farklı rivayetler karşılaştırılarak, Hz. Ali’nin yıkama işini yaptığı ve diğer isimlerin de yardımcı olduğu aktarılmaktadır. Web Dosyası

Dolayısıyla en sağlıklı yaklaşım şudur:

“Hz. Ali başta olmak üzere, yakınlarından ve güvendiği sahabilerden bir grup Hz. Peygamber’in cenazesinin yıkanması ve hazırlanması görevini yerine getirdi.”

Bu ifade hem temel bilgiyi verir hem de rivayetlerdeki ayrıntı farklılıklarını yok saymaz.

Tarih araştırırken kesinlik ile ihtiyat arasında denge kurmak da aslında bir tür entelektüel temizliktir. Cenazeyi temizlemek kadar kolay değil belki ama oldukça gerekli.

Bu Olay Bize Ne Anlatıyor?

Bence meselenin en düşündürücü tarafı burada.

Hz. Peygamber’in vefatından sonra insanlar bir anda büyük bir boşlukla karşı karşıya kaldılar.

Bir tarafta duygular vardı.

Bir tarafta yapılması gereken işler.

Bir tarafta yas.

Bir tarafta sorumluluk.

Bir tarafta “Artık ne olacak?” sorusu.

İnsanların böyle bir durumda nasıl davrandıkları, aslında karakterlerini gösteriyor.

Kimisi ağlıyor.

Kimisi sakinleştiriyor.

Kimisi cenazeyle ilgileniyor.

Kimisi defin işini düşünüyor.

Kimisi insanların önüne geçip konuşuyor.

Kimisi sessizce su taşıyor.

Kimisi son bir kez dua ediyor.

Yani büyük tarihî olaylar çoğu zaman tek bir kahramanın hikâyesi değildir.

Bir toplumun birlikte verdiği sınavdır.

Belki de bu nedenle “Peygamberimizi kim yıkadı?” sorusunu yalnızca bir isim arama sorusu olarak görmek yerine, “Onun son vazifesinde kimler vardı ve nasıl bir dayanışma gösterdiler?” şeklinde düşünmek daha anlamlı.

Sonuç: Tek İsimle Başlayan Cevabın Arkasında Büyük Bir Vefa Var

Sorunun kısa cevabını tekrar edelim:

Hz. Muhammed’i (s.a.s.) vefatından sonra başta Hz. Ali olmak üzere Hz. Abbas’ın oğlu Fadl ve Üsâme b. Zeyd’in de bulunduğu yakınları ve sahabileri yıkamıştır. Bazı rivayetlerde Hz. Abbas, Kusem ve Peygamberimizin azatlısı Şükrân’ın da bu hizmette bulunduğu aktarılır. Diyanet Hadislerle İslam+2İslam Ansiklopedisi+2

Fakat asıl hikâye bundan daha geniştir.

Hz. Âişe’nin yaşadığı derin acı, Hz. Ali’nin üstlendiği sorumluluk, Fadl ve Üsâme’nin yardımı, Şükrân’ın vefası ve diğer sahabilerin son görev için bir araya gelmesi bize aynı olayın farklı yüzlerini gösteriyor.

Belki de burada hepimizin kendisine sorabileceği soru şu:

Bir insanın hayatındaki son anda onun yanında olmak mı daha büyük bir vefa, yoksa ölümünden sonra onun hakkında doğru hatıraları yaşatmak mı?

Cevabı belki ikisinden biri değil.

Çünkü bazı insanlar hayattayken elinden tutar, bazıları son yolculuğunda hizmet eder, bazıları ise yıllar sonra onun sözlerini ve hatırasını gelecek nesillere taşır.

Hz. Peygamber’in vefatı sonrasında yaşananlar da tam olarak böyle bir bütün oluşturuyor.

Ve belki bu yüzden “Kim yıkadı?” sorusunun arkasındaki en güzel cevap yalnızca Hz. Ali değil.

Onu seven, ona hizmet eden ve son vazifesinde yanında bulunan bir grup vefalı insan.
 
Üst