Mert
New member
16PF'nin güncel normlarında yaş, cinsiyet, ırk ve eğitim gibi demografik değişkenlere dayalı norm çalışmalarının kullanıldığı belirtiliyor. Bu önemli bir standardizasyon çabasıdır; ancak norm kullanılması, kültürel bağlamın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Pearson Assessments
Bu nedenle “test bilimsel olduğu için tamamen tarafsızdır” demek de doğru değildir. Bilimsel bir ölçme aracının güçlü psikometrik özelliklere sahip olması ile her sosyal bağlamda kusursuz biçimde tarafsız olması farklı meselelerdir.
Test sonucunu sosyal kader gibi görmek neden sakıncalı?
Bir kişilik testinin en büyük riski bazen testin kendisinden çok, sonucun nasıl yorumlandığıdır.
“Sen düşük dışadönüklük gösteriyorsun, o yüzden yönetici olamazsın.”
“Sen fazla kaygılısın, stresli meslek sana uygun değil.”
“Sen kadın olduğun için bu sonuç normal.”
“Bu kişinin sınıfsal geçmişi nedeniyle böyle davranması beklenir.”
Bu tür yorumlar ölçüm aracını bir tanımlama aracından çıkarıp bir sınıflandırma mekanizmasına dönüştürebilir.
Özellikle işe alım süreçlerinde konu daha hassas hale geliyor. 16PF'nin mesleki seçim ve personel değerlendirmesi gibi alanlarda kullanıldığı belirtiliyor. Pearson Assessments Fakat burada bir kişinin ekonomik geçmişi, cinsiyeti veya etnik kimliği nedeniyle dolaylı olarak dezavantajlı duruma düşmemesi gerekiyor.
Kişilik değerlendirmesi, bir insanın fırsatlarını daraltmak için değil, onu daha iyi anlamak için kullanılmalı.
Üstelik kişilik ile sosyal koşullar birbirinden tamamen bağımsız değildir. Örneğin kişilik ve SES arasındaki ilişkinin sağlık sonuçlarıyla da kesiştiğini gösteren araştırmalar var. MIDUS verilerini kullanan bir çalışmada, düşük SES ile kişilik özelliklerinin sağlık ve ölüm riskiyle ilişkili olduğu; kişiliğin düşük SES ile ilişkili ölüm riskindeki farkın yaklaşık bir bölümünü açıkladığı bulundu. Bu sonuç, “kişilik her şeyi belirler” anlamına gelmiyor; tam tersine araştırmacılar sosyoyapısal eşitsizliklerin de bağımsız önem taşıdığını vurguluyor. PubMed Central (PMC)+1
Kadınların deneyimini anlamak, erkekleri suçlamak anlamına gelmez
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında kolayca kutuplaşmaya gidilebiliyor.
Kadınların yaşadığı yapısal engellerden söz edildiğinde bazı erkekler kendilerine yöneltilmiş bir suçlama hissedebiliyor. Erkeklerin toplumsal baskılarından söz edildiğinde ise kadınların deneyimlerinin küçümsendiğini düşünenler olabiliyor.
Oysa iki konu aynı anda konuşulabilir.
Bir kadın, bakım emeğinin büyük kısmını üstlenmek zorunda olduğu için kariyerinde daha az fırsata sahip olabilir. Bir erkek ise ailesinin ekonomik sorumluluğunu tek başına taşıması gerektiğine inanarak yoğun baskı yaşayabilir.
Bu deneyimler aynı değildir; fakat ikisinin de toplumsal normlarla ilişkisi olabilir.
Burada amaç “kim daha çok mağdur?” yarışına girmek değil. Daha anlamlı soru şu olabilir: İnsanların seçeneklerini daraltan hangi sosyal kurallar var ve bunları nasıl değiştirebiliriz?
Erkekler açısından çözüm odaklı yaklaşım tam burada değer kazanıyor. İş yerinde kadınların sözünün kesilmesini fark etmek, bakım emeğini eşit paylaşmak, başka erkeklerin duygusal destek aramasını normalleştirmek, ayrımcı şakalara sessiz kalmamak gibi somut davranışlar toplumsal normların dönüşmesine katkıda bulunabilir.
Aynı şekilde kadınların da kendi deneyimlerini tek bir “kadın deneyimi” olarak sunmak yerine sınıf, yaş, kültür, engellilik, eğitim ve etnik köken gibi farklılıkları dikkate alması daha kapsayıcı bir tartışma yaratabilir.
Kişisel deneyim ile bilimsel kanıtı birbirine karıştırmamak gerekiyor
Bu yazıda kişisel deneyim iddiasında bulunmuyorum; doğrudan kendi yaşantım üzerinden bir PF testi sonucu paylaşmıyorum. Buradaki değerlendirmeler, psikolojik ölçme ve kişilik araştırmalarından elde edilen bulgular ile sosyal eşitsizlik literatürünün birlikte okunmasına dayanıyor.
Bu ayrım özellikle internet forumlarında önemli. Bir kişinin “Ben teste girdim ve sonuç tamamen beni anlattı” demesi değerli bir deneyimdir; ancak bilimsel kanıt değildir. Aynı şekilde “Benim sonucum yanlış çıktı, demek ki 16PF işe yaramıyor” demek de tek başına yeterli değildir.
Bilimsel bir testin değeri, tek tek kişilerin deneyimlerinden ziyade geçerlik, güvenirlik, normlar ve farklı gruplarda nasıl çalıştığına ilişkin araştırmalarla değerlendirilir.
Üstelik kişilik araştırmalarında sosyal faktörlerin etkisi konusunda sonuçlar her zaman tek yönlü değil. Örneğin bazı araştırmalar SES ile kişilik arasında anlamlı ilişkiler bulurken, bazı çalışmalar bu ilişkilerin küçük olduğunu gösteriyor. Bu da bizi daha dikkatli bir sonuca götürüyor: Sosyal çevre önemlidir ama insanı tamamen açıklamaz.
PF testine bakışımızı nasıl değiştirebiliriz?
Bence PF testini en sağlıklı biçimde “Ben kimim?” sorusunun nihai cevabı olarak değil, “Kendim hakkında hangi soruları daha fazla düşünmeliyim?” sorusunun başlangıcı olarak görmek mümkün.
Bir sonuçta düşük sosyal girişkenlik çıkıyorsa şu sorular daha anlamlı olabilir:
“Ben gerçekten yalnız kalmayı mı seviyorum, yoksa bulunduğum sosyal ortamda kendimi güvende hissetmiyor muyum?”
“Ekonomik veya ailevi sorumluluklarım risk almamı engelliyor olabilir mi?”
“Cinsiyetim nedeniyle belirli davranışları sergilemem teşvik edildi mi veya engellendi mi?”
“Yetiştiğim kültür, benim özgüven tanımımı nasıl şekillendirdi?”
“Benim için normal olan davranış başka bir kültürde nasıl yorumlanırdı?”
İşte bu sorular kişilik testini mekanik bir puanlama sisteminden çıkarıp gerçek bir öz değerlendirme aracına dönüştürebilir.
Forumda tartışmaya değer birkaç soru
1. Bir kişilik testinde ortaya çıkan özelliklerin ne kadarı “kişilik”, ne kadarı yaşadığımız sosyal çevreye verdiğimiz uyum tepkisi olabilir?
2. Ekonomik açıdan daha güvencesiz bir ortamda büyüyen bir insanın daha temkinli davranmasını “çekingenlik” olarak değerlendirmek ne kadar adil?
3. Kadınlardan ve erkeklerden farklı davranışlar beklenmesi, kişilik testlerindeki cinsiyet farklılıklarını ne ölçüde etkileyebilir?
4. Kültürel normların farklı olduğu toplumlarda aynı PF sorusuna verilen cevapları aynı şekilde yorumlamak mümkün mü?
5. İşe alımda kişilik testlerinin kullanılması fırsat eşitliğini artırabilir mi, yoksa mevcut toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretebilir mi?
6. Bir insanın kişilik profili ile sosyal sınıfı arasında ilişki bulunduğunda, bunu bireysel özelliklerle mi yoksa toplumsal koşullarla mı açıklamak gerekir?
7. Erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışmalarında çözüm üretmek için günlük yaşamda değiştirebileceği en somut davranış sizce nedir?
8. Kadınların yaşadığı yapısal baskıları konuşurken kadınların kendi aralarındaki sınıfsal ve kültürel farklılıkları yeterince hesaba katıyor muyuz?
9. Bir PF sonucu size kendiniz hakkında daha önce fark etmediğiniz bir şey gösterseydi, bunu kişiliğinizin sabit bir özelliği olarak mı yoksa üzerinde çalışılabilecek bir eğilim olarak mı görürdünüz?
10. Sizce iyi bir kişilik testi insanı ne kadar “tanımlamalı”, ne kadar da kendi hakkında yeni sorular sormaya teşvik etmeli?
Sonuçta PF testi, insanı toplumdan bağımsız bir psikolojik ada gibi değerlendirmek için değil, kişilik özelliklerini daha sistematik biçimde anlamak için kullanılan bir araç olarak düşünülmeli. Araştırmalar kişilik ile sosyoekonomik çevre, kültür ve toplumsal cinsiyet arasında çeşitli ilişkiler bulunduğunu gösteriyor; ancak bu ilişkiler deterministik değil ve bireysel farklılıkları ortadan kaldırmıyor. PubMed+2PubMed+2
Belki de en sağlıklı yaklaşım şu: Bir test sonucunu insanın kendisi sanmamak. Çünkü hiçbir puan, bir insanın yaşadığı sınıfsal koşulları, kültürel geçmişini, toplumsal cinsiyet deneyimini, ayrımcılıkla karşılaşmalarını, fırsatlarını ve değişme kapasitesini tek başına anlatamaz.
Kişilik vardır; fakat kişiliğin yaşandığı bir toplum da vardır. PF testini gerçekten anlamlı kılan şey, bu ikisini birbirinden tamamen koparmadan değerlendirebilmektir.
Kaynak dayanağı: 16PF'nin teknik ve kullanım bilgileri Pearson Assessments'ın 16PF Beşinci Sürüm dokümantasyonuna; sosyal sınıf ve kişilik ilişkisine dair değerlendirmeler PubMed/NIH ve Frontiers in Psychology araştırmalarına; kültürel ve etnokültürel değerlendirme konusundaki çerçeve ise APA kaynaklarına dayanmaktadır. APA+3Pearson Assessments+3PubMed+3
Bu nedenle “test bilimsel olduğu için tamamen tarafsızdır” demek de doğru değildir. Bilimsel bir ölçme aracının güçlü psikometrik özelliklere sahip olması ile her sosyal bağlamda kusursuz biçimde tarafsız olması farklı meselelerdir.
Test sonucunu sosyal kader gibi görmek neden sakıncalı?
Bir kişilik testinin en büyük riski bazen testin kendisinden çok, sonucun nasıl yorumlandığıdır.
“Sen düşük dışadönüklük gösteriyorsun, o yüzden yönetici olamazsın.”
“Sen fazla kaygılısın, stresli meslek sana uygun değil.”
“Sen kadın olduğun için bu sonuç normal.”
“Bu kişinin sınıfsal geçmişi nedeniyle böyle davranması beklenir.”
Bu tür yorumlar ölçüm aracını bir tanımlama aracından çıkarıp bir sınıflandırma mekanizmasına dönüştürebilir.
Özellikle işe alım süreçlerinde konu daha hassas hale geliyor. 16PF'nin mesleki seçim ve personel değerlendirmesi gibi alanlarda kullanıldığı belirtiliyor. Pearson Assessments Fakat burada bir kişinin ekonomik geçmişi, cinsiyeti veya etnik kimliği nedeniyle dolaylı olarak dezavantajlı duruma düşmemesi gerekiyor.
Kişilik değerlendirmesi, bir insanın fırsatlarını daraltmak için değil, onu daha iyi anlamak için kullanılmalı.
Üstelik kişilik ile sosyal koşullar birbirinden tamamen bağımsız değildir. Örneğin kişilik ve SES arasındaki ilişkinin sağlık sonuçlarıyla da kesiştiğini gösteren araştırmalar var. MIDUS verilerini kullanan bir çalışmada, düşük SES ile kişilik özelliklerinin sağlık ve ölüm riskiyle ilişkili olduğu; kişiliğin düşük SES ile ilişkili ölüm riskindeki farkın yaklaşık bir bölümünü açıkladığı bulundu. Bu sonuç, “kişilik her şeyi belirler” anlamına gelmiyor; tam tersine araştırmacılar sosyoyapısal eşitsizliklerin de bağımsız önem taşıdığını vurguluyor. PubMed Central (PMC)+1
Kadınların deneyimini anlamak, erkekleri suçlamak anlamına gelmez
Toplumsal cinsiyet tartışmalarında kolayca kutuplaşmaya gidilebiliyor.
Kadınların yaşadığı yapısal engellerden söz edildiğinde bazı erkekler kendilerine yöneltilmiş bir suçlama hissedebiliyor. Erkeklerin toplumsal baskılarından söz edildiğinde ise kadınların deneyimlerinin küçümsendiğini düşünenler olabiliyor.
Oysa iki konu aynı anda konuşulabilir.
Bir kadın, bakım emeğinin büyük kısmını üstlenmek zorunda olduğu için kariyerinde daha az fırsata sahip olabilir. Bir erkek ise ailesinin ekonomik sorumluluğunu tek başına taşıması gerektiğine inanarak yoğun baskı yaşayabilir.
Bu deneyimler aynı değildir; fakat ikisinin de toplumsal normlarla ilişkisi olabilir.
Burada amaç “kim daha çok mağdur?” yarışına girmek değil. Daha anlamlı soru şu olabilir: İnsanların seçeneklerini daraltan hangi sosyal kurallar var ve bunları nasıl değiştirebiliriz?
Erkekler açısından çözüm odaklı yaklaşım tam burada değer kazanıyor. İş yerinde kadınların sözünün kesilmesini fark etmek, bakım emeğini eşit paylaşmak, başka erkeklerin duygusal destek aramasını normalleştirmek, ayrımcı şakalara sessiz kalmamak gibi somut davranışlar toplumsal normların dönüşmesine katkıda bulunabilir.
Aynı şekilde kadınların da kendi deneyimlerini tek bir “kadın deneyimi” olarak sunmak yerine sınıf, yaş, kültür, engellilik, eğitim ve etnik köken gibi farklılıkları dikkate alması daha kapsayıcı bir tartışma yaratabilir.
Kişisel deneyim ile bilimsel kanıtı birbirine karıştırmamak gerekiyor
Bu yazıda kişisel deneyim iddiasında bulunmuyorum; doğrudan kendi yaşantım üzerinden bir PF testi sonucu paylaşmıyorum. Buradaki değerlendirmeler, psikolojik ölçme ve kişilik araştırmalarından elde edilen bulgular ile sosyal eşitsizlik literatürünün birlikte okunmasına dayanıyor.
Bu ayrım özellikle internet forumlarında önemli. Bir kişinin “Ben teste girdim ve sonuç tamamen beni anlattı” demesi değerli bir deneyimdir; ancak bilimsel kanıt değildir. Aynı şekilde “Benim sonucum yanlış çıktı, demek ki 16PF işe yaramıyor” demek de tek başına yeterli değildir.
Bilimsel bir testin değeri, tek tek kişilerin deneyimlerinden ziyade geçerlik, güvenirlik, normlar ve farklı gruplarda nasıl çalıştığına ilişkin araştırmalarla değerlendirilir.
Üstelik kişilik araştırmalarında sosyal faktörlerin etkisi konusunda sonuçlar her zaman tek yönlü değil. Örneğin bazı araştırmalar SES ile kişilik arasında anlamlı ilişkiler bulurken, bazı çalışmalar bu ilişkilerin küçük olduğunu gösteriyor. Bu da bizi daha dikkatli bir sonuca götürüyor: Sosyal çevre önemlidir ama insanı tamamen açıklamaz.
PF testine bakışımızı nasıl değiştirebiliriz?
Bence PF testini en sağlıklı biçimde “Ben kimim?” sorusunun nihai cevabı olarak değil, “Kendim hakkında hangi soruları daha fazla düşünmeliyim?” sorusunun başlangıcı olarak görmek mümkün.
Bir sonuçta düşük sosyal girişkenlik çıkıyorsa şu sorular daha anlamlı olabilir:
“Ben gerçekten yalnız kalmayı mı seviyorum, yoksa bulunduğum sosyal ortamda kendimi güvende hissetmiyor muyum?”
“Ekonomik veya ailevi sorumluluklarım risk almamı engelliyor olabilir mi?”
“Cinsiyetim nedeniyle belirli davranışları sergilemem teşvik edildi mi veya engellendi mi?”
“Yetiştiğim kültür, benim özgüven tanımımı nasıl şekillendirdi?”
“Benim için normal olan davranış başka bir kültürde nasıl yorumlanırdı?”
İşte bu sorular kişilik testini mekanik bir puanlama sisteminden çıkarıp gerçek bir öz değerlendirme aracına dönüştürebilir.
Forumda tartışmaya değer birkaç soru
1. Bir kişilik testinde ortaya çıkan özelliklerin ne kadarı “kişilik”, ne kadarı yaşadığımız sosyal çevreye verdiğimiz uyum tepkisi olabilir?
2. Ekonomik açıdan daha güvencesiz bir ortamda büyüyen bir insanın daha temkinli davranmasını “çekingenlik” olarak değerlendirmek ne kadar adil?
3. Kadınlardan ve erkeklerden farklı davranışlar beklenmesi, kişilik testlerindeki cinsiyet farklılıklarını ne ölçüde etkileyebilir?
4. Kültürel normların farklı olduğu toplumlarda aynı PF sorusuna verilen cevapları aynı şekilde yorumlamak mümkün mü?
5. İşe alımda kişilik testlerinin kullanılması fırsat eşitliğini artırabilir mi, yoksa mevcut toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretebilir mi?
6. Bir insanın kişilik profili ile sosyal sınıfı arasında ilişki bulunduğunda, bunu bireysel özelliklerle mi yoksa toplumsal koşullarla mı açıklamak gerekir?
7. Erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışmalarında çözüm üretmek için günlük yaşamda değiştirebileceği en somut davranış sizce nedir?
8. Kadınların yaşadığı yapısal baskıları konuşurken kadınların kendi aralarındaki sınıfsal ve kültürel farklılıkları yeterince hesaba katıyor muyuz?
9. Bir PF sonucu size kendiniz hakkında daha önce fark etmediğiniz bir şey gösterseydi, bunu kişiliğinizin sabit bir özelliği olarak mı yoksa üzerinde çalışılabilecek bir eğilim olarak mı görürdünüz?
10. Sizce iyi bir kişilik testi insanı ne kadar “tanımlamalı”, ne kadar da kendi hakkında yeni sorular sormaya teşvik etmeli?
Sonuçta PF testi, insanı toplumdan bağımsız bir psikolojik ada gibi değerlendirmek için değil, kişilik özelliklerini daha sistematik biçimde anlamak için kullanılan bir araç olarak düşünülmeli. Araştırmalar kişilik ile sosyoekonomik çevre, kültür ve toplumsal cinsiyet arasında çeşitli ilişkiler bulunduğunu gösteriyor; ancak bu ilişkiler deterministik değil ve bireysel farklılıkları ortadan kaldırmıyor. PubMed+2PubMed+2
Belki de en sağlıklı yaklaşım şu: Bir test sonucunu insanın kendisi sanmamak. Çünkü hiçbir puan, bir insanın yaşadığı sınıfsal koşulları, kültürel geçmişini, toplumsal cinsiyet deneyimini, ayrımcılıkla karşılaşmalarını, fırsatlarını ve değişme kapasitesini tek başına anlatamaz.
Kişilik vardır; fakat kişiliğin yaşandığı bir toplum da vardır. PF testini gerçekten anlamlı kılan şey, bu ikisini birbirinden tamamen koparmadan değerlendirebilmektir.
Kaynak dayanağı: 16PF'nin teknik ve kullanım bilgileri Pearson Assessments'ın 16PF Beşinci Sürüm dokümantasyonuna; sosyal sınıf ve kişilik ilişkisine dair değerlendirmeler PubMed/NIH ve Frontiers in Psychology araştırmalarına; kültürel ve etnokültürel değerlendirme konusundaki çerçeve ise APA kaynaklarına dayanmaktadır. APA+3Pearson Assessments+3PubMed+3